Türkiye'de BMX'in Sesi! | Voice of BMX in Turkey!

Avustralya'nın Sydney kentinde 1970 yılında Balmain'de doğdum. İşçi bir ailenin çoçuğuydum. Bisikleti çok sevdiğim için bisiklet almak istiyordum ama maalesef alamıyorduk. Durumumuz pek iyi değildi. 1982 yılında bir gün Sydenham'da babamla çarşıdaki bir bisikletçinin önünden geçerken, babam çaktırmadan bana hangi bisikleti beğendiğimi sormuş ve ne istediğimi öğrenmişti ve o yıl tam doğum günümde babam bana büyük bir sürpriz yaptı. Kendisi gece mesaisindeydi, ben de akşamüstü okuldan eve geldim salona bir girdim, o da ne? Salonun ortasında o istediğim bisiklet (Malvern Star Mustang) üstünde bir kağıda "iyiki doğdun" notuyla duruyordu. İnanamadım, ona gösterdiğim simsiyah ve amortisörlü bisikletti. Dünyalar benim olmuştu. Şu anda bile anlatırken gözlerim doluyor. Babamın bana yaptığı bu sürprizi hiç unutamam. Buradan tekrar teşekkür ediyorum canım babama.



Artık benimde bir bisikletim vardı. Doğum günüm Eylül'de olduğu için orada mevsimler buraya göre ters. Bilmeyenler için açıklayayım, Avustralya güney yarım kürede olduğu için iklimler buraya göre terstir. Sizler kışı yaşarken biz orada yazı yaşıyorduk. Tam bisiklete binme zamanlarıydı. Orada mahalleden arkadaşlarla buluşup uzun mesafelerce bisiklet sürerdik. İstanbul gibi değil, daha çok müstakil evlerden oluşuyordu. Yollar ve bahçeler bisiklete binmek için çok uygundu. Dolayısıyla mesafeleri gitmek daha kolay oluyordu. Bu ilk bisikletimle olan bir kazamı hiç unutamam. Tabi o zamanlar acemiyiz, bunny hop falan hiçbir şey bilmiyoruz. Ufak bir rampayı arkadaşlar koydu, hadi atla dediler. Tabii ki önünü kaldırmak falan nerde, bir atladım ön düştü ve takla atmaya başladım. Bu da benim ilk kazam olarak tarihe geçti. Hahaha. O zamanlarda evlerde PC filan yok. Oyun oynamak için fish&chip dükkanının içerisinde paralı "Arcade" makinaları vardı. Pacman, Galaga, Donkey Kong Jr falan oynamaya giderdim. O zamanlar tek eğlence kaynağı buydu. Bir gün bisikletimle oynamaya oraya gittim ve bisikletimi öyle bir koydum ki, hem oynuyorum hem de kapının kenarından tekerleğin ucunu görüyordum. Aklım hep dışarıdaki bisikletimdeydi ama oyunu da bırakamıyordum. Bir ara öyle dalmışım ki bir baktım tekerlek gözükmüyor. Hemen dışarı koştum. Benim yaşlarımda bir sarı saçlı çocuk bisikletime binmiş hızlıca kaçıyor. Peşinden koştum ama yetişemedim. Bisikletim resmen gözlerimin önünde çalınmıştı. Bisikletsiz bir şekilde eve döndüm. Babam çok kızmıştı. Haklı olarak, bir daha bisiklet almam sana demişti ve işin en kötü tarafı da bir sene boyunca çalınan bisikletin taksitlerini ödedik. Çalışıp para biriktirip yeni bir bisiklet almam lazımdı. O sıralarda arkadaşlarla mahalledeki komşuların arabalarını yıkayarak sinema harçlığı çıkartırdık. Daha fazla araba yıkayıp para biriktireceğimi düşünüp bir sene boyunca yüzlerce araba yıkadım ve biriktirdiğim paralarla tek tek parça parça ilk BMX'mi topladım. Aluminyum Araya jantlar aldım, Redline Flight 3pc krank aldım, Diamondback kadro çatal vs aldım. Crankler hariç hepsi sıfırdı. Bir sene boyunca bir sürü araba yıkamıştım hahaha.

Guidford'dan babamın işi sebebiyle Leichardt kasabasına taşındık. İşte orada yepyeni bir dünya ile tanıştım. Çünkü yakınlarda Five Docks diye bir bölgede betondan bir skate park vardı. Orada adamlar müthiş sürüyorlardı. Biz o zamanlar sadece yer hareketlerini biliyorduk. Orada ise beton rampalardan 5-6 fit havaya çıkarak aerial yapıyorlardı. Çok iyi de bisikletli çocuklar vardı. Hutch Trickstar, SE Racing vb. Orada kendimi çok geliştirdim. Kick turn falan baya iyi yapıyordum.



Yaz ayları Türkiye'ye geldiğimiz için aklım hep Türkiye'de buranın güzelliklerindeydi ve 15 yaşında kendi başıma Türkiye'ye dönme kararı aldım. O zaman anneannem ve babaannem burada yaşıyordu. Onların yanına ailemden önce döndüm. Yanıma aldığım tek şey BMX'imdi. Tüm parçaları sökerek bavula sığdırmıştım. Oysa kaykayım, uzaktan kumandalı arabam vardı bavuluma sığmayan. Ama benim için en değerli olan BMX'imdi. Avustralya'dan getirdiğim dergilerden ve BMX'ten kopmamıştım. O zamanlar ilk freestyle GT'ler çıkmış, herkesin gözü bu BMX'lerdeydi. Ben de babamdan GT getirmesini istedim. Babam benim için GT Pro Performer'ı, Avustralya'dan Türkiye'nin ilk Gt'sini getirmiş ve bana vermişti. Bembeyazdı. Sadece kadro, çatal, direksiyon ve layback vardı. Kendi parçalarımla GT'yi birleştirdim. En iyi hatırladığım şey o 3 parça Redline flight cranklerin kapalı rulmanlarını zarar vermeden eski bisikletimden sökmek ve GT'ye takmaktaki zorlanmamdır. Çok zor olmuştu ama müthiş duruyordu. Bakırköy sokaklarında hareketler yapıyor, atlayıp zıplıyordum. İnsanlar toplanıp bana sirk elemanı muamelesi yapıyorlardı. Polis gelip tıkanan yolu benim gösterilerimi kesip açıyordu. Çok güzel ve özel günlerdi.





O aralar Enver'le tanıştım ama nasıl tanıştığımı ne yazık ki ayrıntılarıyla hatırlayamıyorum. Murat Başkan (Melek)'ın hikayesinden okuduğum kadarıyla biraz hatırladım sonra. Murat'la sürmeye başlamışız. Esasında hepimiz farklı ülkelerden gelen çocuklardık. Enver İngiltere'den, Murat Almanya'dan, Ben Avustralya'dan. Şimdi bakıyorum bu kültürü oralardan alıp Türkiye'ye getirmek güzel bir enerji vermiş. Daha sonraları Sinan, Öge, Cenk, Boğaç'la tanıştığımı hatırlıyorum. Adını hatırlayamadığım arkadaşlar olabilir, onlardan özür dilerim.



Hep beraber Ataköy 2. kısımdaki tenis sahasında sürüyorduk. Ben o zamanlar Miami Hopper ve Cowboy hareketlerini çok iyi yapıyordum. Eski Diamondback bisikletimi de (sizin hatırlatmanızla) Öge'ye satmışım. O zamanları tam hatırlamıyorum. O zamanların bence en önemli gelişmesi Sana reklam filmi çekimleri yapılacağını duymamızdı. Bisikletle hareket yapan çoçuklar arandığını duymuştuk. Enver'le ben hemen BMX'leri alıp gittik. Tabii ki sabahım köründe orada olduk. Bir baktık baya bir sıra var, millet hiç bir şey bilmiyor, kaldırımdan atlamak gibi saçma sapan hareketler yapıyor. Bu ne ya dedik ve bekledik, akşam oldu sıra gelmiyor bize. Birden o sırada adamlar tamam seçmeler bitmiştir demezler mi! Sinirimiz bozuldu. O sırada ben hadi Enva başla bir şeyler yapalım dedim ve bir anda millet bizi görünce çıldırdı. İşte aradığımız çocuklar burada deyip biten seçmeleri tekrar başlatıp bizi seçtiler. Görmeniz lazımdı. Seçilen çocuklar ağlamaya başladı, anneleri babaları kızmaya başladı. Çok garip bir ortamdı ama biz ustalığımızla işi kapmıştık. Sonra çekimler için Bursa Uludağ'a gidip orada Sana reklam çekimlerini yaptık. 2 gün sürdü. Şimdileri BMX TR kurulunca arkadaşların yazdığı tarihçelerden okuyorum, çoğu eski sürücü bu reklamı, bizleri görüp BMX'e başlamış. Bu benim için gurur ve sevinç verici bir durum. O zamanlar BMX benim için FARKLILIK, ÖZGÜRLÜK, ADRENALİN ve EĞLENCE idi. Çok seviyordum, sabahtan akşama kadar sürüyordum.



O zamanlar hayatımda bir de metal müzik tutkusu vardı. Evimizin arkasında garaj gibi bir yeri müzik yaptığım arkadaşlarla prova stüdyosuna çevirmiştim. O zamanlarda özel prova stüdyosu olan kimseler yoktu. O tarihler için baya iyi müzikler yaptık, konserler yaptık, belki bilenler bilir grubunuzun ismi METAFOR idi. Tabii ki benim müziğe yönelmemle BMX geriye düşmüştü. O özenle topladığım BMX'imi Enver'e sattığımdan beri hep pişmanımdır. Sonrasında da iyice uzaklaştım.

Ve günümüze geldiğimde BMX TR olarak sizin güzel şeyler yaptığınızı görüyorum ve bunlardan da çok keyif alıyorum. Old school buluşmaları, etkinlikler ve diğer işler. Her zaman yanınızdayım ve artık çok severek yaptığım bu sporun içinde BMX'in bir ucundan ben de tutup destek olmak istiyorum. Çünkü inanıyorum ki bu tür ekstrem sporlardaki başarılar ve bir takım underground sanatsal faaliyetlerdeki başarılar uluslararası platformlarda bir ülkeye çok daha fazla saygınlık kazandırır.

Çok sevdiğim bir laf vardır. Bu ülkede İLGİLİLER BİLGİSİZ, BİLGİLİLER İLGİSİZ. Ama sizin yaptığınız bu işlerle bu laf değişecek gibi. ;)